Kayıtlar

İnsan, insan için bir Tanrıdır.

  17. yüzyılın en önde gelen filozoflarından biri olan Barauch Spinoza Yahudilik ortamında ve o eğitimle yetişti, sonra onu terk ederek gevşek biçimde laik Hristiyanlık denebilecek bir inancı tercih etti, genel olarak da Tanrı ve din konusunda ortodoksiye sığmayan bir bakış ileri sürdü. Daha sonra da Yahudi cemaatinden, dini dogmalara karşı düşünceleri nedeniyle aforoz edildi. Rasyonalizmi savundu. Spinoza’nın amacı bizi neyin mutlu ettiğini araştırmaktır. Onun için bu, tutkularımızı ve duygularımızı aklın kontrolünde tabi kıldığımızda gerçekleşir. Tümdengelim yöntemini sıkı bir şekilde kullanır. Spinoza döneminin diğer filozofları gibi Tanrı’yla bitirmez, Tanrı’yla başlar. Spinoza monisttir; Her şey mantıksal hem de nedensel olarak Tanrı’ya itilebilir. Yani Tanrı tek ve ebedi tözdür. Tanrı bir başlangıcı temsil etmez çünkü o hep vardır. Varolan her şeyin onda olduğu onun dışında bir şey olmadığı tözdür. İnsanlar da her zaman varolan Tanrı’nın dünya üzerinde bir varoluş halidir....

Dünyanın bir geleceği olacaksa şayet, bu el koyup sahiplenenin değil, paylaşmanın geleceği olacaktır.

  İnsanlık nereye koşuyor? Sahiplenmenin mi yoksa paylaşmanın mı çağına? Bana göre dünyanın bir geleceği olacaksa, bu paylaşmanın geleceği olacaktır. Kim bizim geleceğimize el koyuyor? Bu sorulara ve daha fazlasına kendimce cevap verecek olursam, bence insanlık da nereye koştuğunu bilmiyor özellikle büyük şehirlerde kapitalizmin de getirmiş olduğu insanları acele etmeye, sürekli bir yere yetişmeye mecbur bırakan bir sistem var. Peki bu sistemi kim yönetiyor? Yani demek istediğim bizim hem geleceğimize el koyan aynı anda bizi buna yetişmeye zaruri kılan nedir? Bence bunların hepsinin cevabı yine insanlık, insanlığın kendi yaratmış olduğu canavar -kapitalizm- ve getirileri. Paylaşmaya gelecek olursak, size ufak ama basit bir şekilde şöyle anlatabiliriz, paylaşmayı doğa ile, güneşin ışığını saklamaması ya da bir nehrin herkese su vermesiyle bağdaştırabilirsiniz. Ama bizden bu içgüdüyü büyüdükçe çekip atan bir şey var, toplumları paylaşımdan uzaklaştıran herkesi birbirine düşman eden. ...

Kendine Ait Bir Oda - Virginia Woolf

 "Kendine ait bir oda"  "Kadınlar ve kurgu edebiyatı", "kadınlar ve onlar hakkında yazılmış kurgu edebiyatı" hakkında yazmış Woolf bizlere. Öncellikle bir alıntı ile konuya girmek istiyorum. "Bir kadın kurgu edebiyatı yazacaksa paraya ve kendine ait bir odaya sahip olmalıdır; bu da göreceğiniz gibi bizi büyük bir sorunla, kadının gerçek doğasının ve kurgu edebiyatının gerçek doğasının çözülmemiş olmaları sorunuyla karşı karşıya bırakıyor."  Aslında en temel yaklaşımda kadınların erkekler ile aynı özgürlük alanlarına sahip olmadığını, toplumda kadınların yazamayacağını ve kendi fikirlerini göstermelerine hakları olmadığını anlatıyor. Woolf hakkında pek bir bilgisi olmayanlar için dipnot; Woolf bu fikirleri savunmuyor aksine karşı çıkıyor. Kadınların kendine ait bir odaya ihtiyaçları olmasının sebeplerinden biri de kadınların yalnız başına kütüphaneye bile giremiyor olması. Ancak bir öğretim üyesinin- yani bir erkeğin- refakatinde veya referansında...

Cahillik ve Bilgelik

Cehalet nedir? Cehalet: Bilmezlik, bilmemezlik, bilmediğini fark etmeme, bilmediğini öğrenmek istememektir.Bilgelik ise: Kişinin kendini bilme, bilmediğini kabul etme durumudur. Cehalet kabadır bu yüzden herzaman bilgi karşısında güçlüdür. Çünkü bilgelik daha naziktir, daha mütevazıdır. Cahillik insanın gözünü kör eder, bilgiye karşı kör eder bu yüzden hiçbir şey bilmemelerine rağmen her şeyi bildiklerini düşünürler. Bilgeliğe bu kadar uzak olmalarının nedenide budur, her şeyi bildiklerini düşündükleri için öğrenmeye kapalıdırlar. Ama bilge insan asla kendini yeterli görmez çünkü mütevazıdır çünkü daha olgundur. Şu an toplumlardaki adaletsizlik sorunun en temel nedenlerinden biri toplumda cahil insanın sözünün daha çok geçmesi, sesini daha çok çıkarmasıdır. Yani cahilliğin bilgeliğe hükmetmesidir. Bununda bir nedeni; toplumda cahil insanın daha fazla olmasıdır. Diğer nedenide cahillikten gelen bir cesaret olmasıdır. Maalesef bilge insanlar o kadar cesaretli değildir. Toplumların düzelm...

Saat yediyi on geçe

 Saat yediyi on geçe Bugün tek başıma yürüyordum Saat yediyi on geçe  Seni düşündüm sana olan aşkımı  Belkide sana olan yalnızlığımı  Sönen bir mum gibi  Bitti yol, bitti gece Sana olan umudum da  Söndü artık ateşim Olmayacak sevgilim  Unut bizi  Benliğimi sana vermiştim  Ateşin gibi o da sende kalacak  13.10.2021     Damla  Instagram: damlaniles Twitter: DamlaSelinKele1

Murat Çekiç

 Hiç elim gitmiyor bunu yazmaya. İçimden gelmiyor, kabul etmek istemiyoruz. Ben bunu yazmayı biraz sana olan borcum olarak görüyorum. Ama şu andan sonra sana olan borcumu ödesem n'olacak? Hep böyle bir kuzenim olduğu için çok şanslı hissediyordum, seninle uzun uzun sohbetler yapmak istiyordum hep. Birazcık daha büyüyeyim onunla konuşacak daha çok şeyimiz olur, beraber birbirimizi daha iyi anlarız diye düşünüyordum. Keşke hiç beklemeseymişim, vaktim varken konuşsaymışım. Ben şimdi burada onun ne işler başardığını, neler yaptığını, kimlere yardım ettiğini, kimlere yol gösterdiğini anlatmayacağım bu benim yapabileceğim bir şey değil ben biraz kendi gözümden onu anlatmak istiyorum; Küçüklüğümden beri çok büyük bir hayranlık duyuyordum, senin gibi biri olmayı, senin yaptıklarını yapabilmeyi şu an daha çok istiyorum. Ben şu an bunu nasıl anlatsam bilemiyorum çok önemli ve özel bir insandı demek istiyorum ama yetersiz ve sıradan kalacağını biliyorum. Bencil bir insan gibi sokakta o kadar ...

O iş öyle olmuyor kardeşim

Bilemiyorum, gerçekten bilemiyorum duygularımı, hislerimi nasıl anlatsam ya da gerçekten anlatmalı mıyım? Ne yaptığımı biliyordum aslında sonunun nasıl olacağanı, asla öyle bir şey olamayacağını, hissettiklerimin en azından şu an hiçbir karşılık bulamayacağını. O zaman neden bile bile kendime bunu yaptım? Gerçekten hiçbir beklentim yok muydu? Bu sorulara ve bunun gibi birçok soruya yanıt verip kafamda bazı şeyleri çözümlemek, açıklığa kavuşturmak, belki de içimi rahatlatmak istiyordum. Neden hep bir mantık arıyordum ki en mantıksız şeyde bile. Ne kadar mantıksız, zararlı, öldürücü bir şey olduğu belli değil miydi zaten? Aslında bir açıklaması vardı; bu sefer sonunu düşünememiştim, çok basit, zarasız gerçekten peri masalı gibi gelmişti. Kendime bu kadar zarar vereceğimi düşünmemiştim. Peki asıl soru şu bunların hepsini bilerek aynı şeyi tekrar yapar mıydım? Kesinlikle yapardım. Bunların hepsi tamam, peki sonra noldu da ben bu peri masalından uyandım? Aslında çok basit bir cevabı var ama...