İnsan, insan için bir Tanrıdır.
17. yüzyılın en önde gelen filozoflarından biri olan Barauch Spinoza Yahudilik ortamında ve o eğitimle yetişti, sonra onu terk ederek gevşek biçimde laik Hristiyanlık denebilecek bir inancı tercih etti, genel olarak da Tanrı ve din konusunda ortodoksiye sığmayan bir bakış ileri sürdü. Daha sonra da Yahudi cemaatinden, dini dogmalara karşı düşünceleri nedeniyle aforoz edildi. Rasyonalizmi savundu. Spinoza’nın amacı bizi neyin mutlu ettiğini araştırmaktır. Onun için bu, tutkularımızı ve duygularımızı aklın kontrolünde tabi kıldığımızda gerçekleşir. Tümdengelim yöntemini sıkı bir şekilde kullanır. Spinoza döneminin diğer filozofları gibi Tanrı’yla bitirmez, Tanrı’yla başlar. Spinoza monisttir; Her şey mantıksal hem de nedensel olarak Tanrı’ya itilebilir. Yani Tanrı tek ve ebedi tözdür. Tanrı bir başlangıcı temsil etmez çünkü o hep vardır. Varolan her şeyin onda olduğu onun dışında bir şey olmadığı tözdür. İnsanlar da her zaman varolan Tanrı’nın dünya üzerinde bir varoluş halidir.
İnsan, insan için bir tanrıdır sözünü Spinoza’nın bu bakışından ele alacak olursak; Tanrı, Spinoza felsefesinde doğa ile özdeştir (Deus sive Natura = Tanrı yani Doğa).
Dolayısıyla bir insan için gerçek anlamda “ilahi” olan şey, onun iyiliğini isteyen ve ona yardım eden diğer insandır diyebiliriz. Başka bir deyişle, bir kişinin mutluluğu ve erdemli yaşaması, başka insanların varlığı ve desteğiyle mümkün olur. Buna göre Spinoza için bireyin mutluluğu ve erdemi diğer insanlara verdiği değere bağlıdır. Yani anlamamız gereken mesaj, Spinoza için toplumsal dayanışma insanların varoluşu ve mutlu aynı zamanda akıl ve mantıkla hareket edilen bir hayat için çok önemlidir. Bu soru benim aklımda Spinoza toplumcu bir filozof mudur sorusunu uyandırıyor. Spinoza toplumcu bir filozoftur, ama bugünkü anlamda sosyalist ya da kolektivist değil. Onun toplumculuğu daha çok insanın doğası gereği toplumsal bir varlık olduğunu vurgulamasından gelir. Spinoza'ya göre insan yaşamak için insana muhtaçtır. Benim görüşümde de insan sosyal bir varlık olduğundan dolayı özgürlük ve topluluk önce bireyin içinde, sonra toplumsal birliktelik ile mümkündür.
Sonuç olarak, Spinoza’nın “İnsan, insan için bir tanrıdır” sözü, insanın toplumsal varlığını ve karşılıklı bağımlılığını felsefi bir derinlikle ortaya koymaktadır. Ona göre bireyin özgürlüğü ve mutluluğu, soyut bir yalnızlıkta değil, aklın ve erdemin rehberliğinde kurulan toplumsal ilişkilerde anlam bulur. Bu yaklaşım, insanın yalnızca kendisi için değil, aynı zamanda başkaları için de var olduğu gerçeğini hatırlatarak, bireysel sorumluluk ile toplumsal dayanışmayı bir arada düşünmemiz gerektiğini güçlü bir biçimde vurgular.
Yorumlar
Yorum Gönder