Kendine Ait Bir Oda - Virginia Woolf

 "Kendine ait bir oda"

 "Kadınlar ve kurgu edebiyatı", "kadınlar ve onlar hakkında yazılmış kurgu edebiyatı" hakkında yazmış Woolf bizlere. Öncellikle bir alıntı ile konuya girmek istiyorum. "Bir kadın kurgu edebiyatı yazacaksa paraya ve kendine ait bir odaya sahip olmalıdır; bu da göreceğiniz gibi bizi büyük bir sorunla, kadının gerçek doğasının ve kurgu edebiyatının gerçek doğasının çözülmemiş olmaları sorunuyla karşı karşıya bırakıyor."  Aslında en temel yaklaşımda kadınların erkekler ile aynı özgürlük alanlarına sahip olmadığını, toplumda kadınların yazamayacağını ve kendi fikirlerini göstermelerine hakları olmadığını anlatıyor. Woolf hakkında pek bir bilgisi olmayanlar için dipnot; Woolf bu fikirleri savunmuyor aksine karşı çıkıyor. Kadınların kendine ait bir odaya ihtiyaçları olmasının sebeplerinden biri de kadınların yalnız başına kütüphaneye bile giremiyor olması. Ancak bir öğretim üyesinin- yani bir erkeğin- refakatinde veya referansında girebilmesi. Kendine ait bir oda aslında burada hem bir metafor hem de değil. Şöyle ki; kadınların yazabilmesi için fizksel anlamda bir odaya ihtiyacı var ama bunun zihinsel kısmına geldiğimizde kadınların düşünce olarak da bir odaya bir odaya ihtiyaçları var. Toplumda kadınların düşünmesinin, mantık kullanmasının bile hoş karşılanmadığı "edepsiz" gibi bazı etiketlendirmelere maruz kaldığı bir toplumun ve dönemin içinde yaşıyor Woolf bu yüzden de kendine ait bir oda istiyor. 

   "Ayna Metaforu"

"Kadınlar yüzyıllardır,karşısındaki adamın yansımasını iki misli büyük gösteren, büyülü ve hoş bir ayna vazifesi görmüştür." Bu büyülü ayna olmasa şu an yeryüzündeki güzelliklerin ve çirkinliklerin hiçbiri olmazdı. İnsanoğlunun yaptığı bütün savaşların değeri bilinmez olurdu. Hatta belki dünya hala bir toz bulutu olarak kalırdı. Aynalar erkeklerin ilkel güç gösterileri - şiddet ve kahramanlık eylemleri- için her zaman tatmin edici olmuştur. "Napoleon ve Mussolini'nin kadınların aşağı olduğunu ısrarla söylemelerinin nedeni budur; kadınlar aşağı olmasa kendilerinin büyümeleri duracaktır." Aslında bu bir yerde kadınların erkekler için gerekli olduğunu iddia eder ama kadınlar için böyle bir şey söyleyemeyiz.

     "Anon" 

"Dahası, pek çok şiir yazıp da hiçbirinin altına imzasını atmayan Anon'un çoğunlukla kadın olduğu tahmininde bulunmaya cesaret edebilirim." Halk şarkılarını bir kadının bestelediğini ve uzun kış gecelerinde onları- ninni- okuyarak çocuklarını yatıştırdığını öne süren Edward Fitzgerald'ın düşüncesiyle aynı zemine oturuyor. Yetenekli kadınların aslında hiçbir zaman yazdıklarının altına kendi ismini yazacak kadar cesareti ve imkanı olmadı. Bunun siyasi nedenlerinden biri de sürekli süregelen kapitalist düzen. En basit haliyle anlatmak istiyorum; kadınların yazması bir devrimdi. Ve kapitalizm her zaman ezebileceği - sömürebileceği- kesimlerin ve bireylerin  üzerinde hakimiyet kurdu. Bir gerçek olarak kapitalizm çoğunlukla erkeklerin elindeydi ve bunu faşistçe kullandılar. Bu yüzden tarih boyunca isimsiz şiirler yazan Anon'un bir kadın ve devrimci bir kadın olduğuna inanıyorum.

  "Değer Yargıları"

Kadınların değer yargılarının, karşı cinsin oluşturduğu değer yargılarından farklı olduğu aşikardır. Ancak erkeklerin değer yargılarının baskın olmasının nedeni onların yönetmesidir. Çoğunlukla erkeklerin ilgi alanlarına hitap eden konularda genellikle erkeklerin egemen olması ve o alanlarda kadınlara yer olmaması zaten beklenir. Bu da kadınların ilgi alanlarının ve değer yargılarının toplumda önemsiz, işe yaramaz ve vakit kaybı olarak görülmesinin sebebidir. "Eleştirmen, bu önemli bir kitap çünkü savaşla ilgili, diye varsayımda bulunur. Bu önemsiz bir kitap çünkü bir oturma odasındaki kadınların hisleriyle ilgili."

  "Shakespeare"

"Shakespeare'in kız kardeşine de aynı imkanlar verilseydi ondan daha iyi bir eser çıkaramayacağını kimse bilemez." Shakespeare"in sahip olduğu tüm bu hayal gücüne sahip olan bir kız kardeşi olsaydı hayatı nasıl olurdu? Muhtemelen okula gönderşlmezdi gizli gizli abisinin kitaplarından birini alıp okurdu, ama sonra ebeveynleri ona dikiş dikmesini veya yemek yapmasını, kitaplar okuyup hayallere dalmamasını söylerlerdi. Henüz ergenlikten yeni çıkmışken evlendirilirdi. Babasına evlilikten nefret ettiğini haykırıp dayak yedikten sonra çok geçmeden evlenip, evden kaçardı. Tıpkı erkek kardeşi gibi tiyatroyu seviyordu ve son derece yetenekliydi. Tiyatroya gidip oyunculuk yapmak istediğini söyledi erkekler yüzüne karşı güldü, sonunda çok genç olduğundan ve yüzü Shakespeare'in yüzüne benzediği için oyuncu menajeri Nick Greene ona acıdı; kız o beyefendiden hamile kaldığını öğrenince - kadın bedenine sıkışmış bir şairin tutkusunun şiddetini kim ölçebilir ki?-, bir gece kendini öldürdü. Bunlar o dönemde tiyatroyu seven veya yazmak isteyen herhangi bir kadının yaşayacağı senaryo.

       Kitabı kendi hemcinsine öz eleştiri yaparak bitiriyor; " benim gözümde utanç verici derecede cahilsiniz. Önemli olarak kabul görecek hiçbir keşifte bulunmadınız, hiçbir imparatorluğun sarsılmasına neden olmadınız, hiçbir savaşa ordunuzun başında gitmediniz, Sheakespeare'in hiçbir oyununu siz yazmadınız." 





Instagram:@damlaniles

X:@damlaselinkele1




 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Saat yediyi on geçe

Dünyanın bir geleceği olacaksa şayet, bu el koyup sahiplenenin değil, paylaşmanın geleceği olacaktır.